MERAK DUYGUSU

Post 2 of 8

Gelen bazı danışanlarıma özellikle içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor diyen veya yeni bir şeye atılmakta zorlanan danışanlara istemek mi önce gelir yoksa eylem mi? diye soruyorum. Bir çoğunun verdiği cevap “tabi ki istemek” şeklinde. Oysa iyi düşündüğümüzde eylem olduğunu fark edersiniz. Nasıl mı? Hiç tatmadığınız ve sunumunu hiç bilmediğiniz bir yemeği getirip önünüze koysalar onu yemek ister misiniz? Eğer tatmışsanız yani eylemde bulunmuşsanız ve hoşunuza gitmişse biraz daha istiyorum diyebilirsiniz. Tatmadan önceki duygunuz sadece bireyde var olan ve doğuştan gelen merak duygusudur. Merak o yemeğin tadını öğrenmemizi, öğrenme daha fazla ya da az şeklinde ilgiyi, ilgi ise o yemeğin nasıl yapıldığı hangi yörenin yemeği olduğu hangi malzemelerin kullanıldığı vs gibi soruları akla getirip daha çok merak duygusu uyandıracaktır.

 

Merak kişiyi hayata bağlar, yetişkinlikte pozitif bir yaşantıyı olası kılar. Kişinin sosyalleşmesini dış dünyayı tanımasına, başarısını yükseltmesine yardımcı olur. Peki, merak duygusunu günümüzde ne kadar besliyoruz? Günümüzde stres faktörlerinin artması kişiyi sabırsız ve bencil kılmakta, yorgun gelen anne baba çocuğun bir tek sorusuna dahi cevap veremez hale gelirken, tahammül gücü azalır. Bazen cevap verecek halimiz kalmadığında git başımdan diyerek, bazen anlamayacaklarını düşünerek daha küçüksün anlamazsın diyerek bazen de verecek cevap bulmadığımızda dikkatini dağıtarak merak duygusunu baskıladık çocuğumuzun. Oysa “şu an biraz yorgunum, üzerimi değiştirip biraz dinlendikten sonra konuşalım bana biraz izin ver” diyerek,  küçüksün yerine yaşına uygun açıklama da bulunarak, “bunun cevabını ben de bilmiyorum ama eğer istersen birlikte araştırabiliriz. Diyerek çocuk merak duygusunu gidermiş ve öğrenme isteğini geliştirmiş oluruz.

Okul öncesi dönemde ebeveyn daha çok bu sorulara maruz kalırken okul çağı çocuğunda öğretmen de sorulara maruz kalacaktır. Soru sormak yerine soruların yanıtlamanın başarı olarak kabul edildiği bu sistem de ezbere dayalı bir öğrenme olduğunu fark edersiniz ve öğrenme kısa sürelidir, düşünmeden sorgulamadan uzaktır. Çünkü inanma düşünmekten kolaydır.

Peki, bu sistemde kalıcı öğrenme nasıl olacak?

Gülen suratlarla mı, her güne bir ödülle mi? Öğrenme de ödüller amaca hizmet etmiyorsa maalesef kalıcı öğrenme sağlamamakta, yemek yemek anormal bir davranış değilken rüşvetle yemek yemek yeme davranışının anormal olduğu öğretmekte, ödül diğer taraftan stresi artırdığı için performansı düşürebilmektedir. Kalıcı öğrenmeye bakıldığında taktir görme, bulunduğu ortama ait olma, seçim yapma hakkına sahip olduğumuzda karşılaştırma, canlandırma yapabildiğimizde öğrenmenin sürekli olduğunu görmekteyiz.

Peki, öğrenme heyecanını nasıl oluşturacağız?

George Loewenstein’ın yapmış olduğu bir araştırmaya göre iki gruptan birine sorular sorulup cevap isteniyor. Diğer gruba ise aynı sorular soruluyor ancak cevaplamadan önce tahmin etmeleri isteniyor. Birinci grupta yanıt verirken beyinlerinin strical bölgesinde hareketlilik olmazken ikinci grupta hareketlilik olduğu ve öğrenme sırasında keyif alındığı bulgulanmıştır.   Merakla ilgisi ise şu ki hepimizin kafasında birbiriyle bağlantılı bilgi topluluğu yani şemalar vardır, bu şemalar içerisinde bilgi boşluğu olduğunda, çocuk kafasında o boşluğu kapamaya çalışacaktır. O vakit önce bilgi boşluğu yaratmak gerekmektedir. Bugün ders konumuz memeliler yerine zıplayamayan tek memeli hayvan olan filin kulakları neden büyüktür dediğimizde çocuk bütünsellik içinde bir boşluk yaratmış ve şemaya bunu işliyor olacaktır. Merak öğrenmeyi öğrenme ilgiyi ve hazzı sağlayacaktır.

Güzel kalıcı öğrenmeler dileği ile…

 

Psk. Ebru Demir Kara